Aksssaray Aksssaray:)

Yil 2003 veya 2004
Sabah erken ise gidiyorum.
Çift katlı otobüsteyim.
Bindikten sonra otobüs doldu.
Muavin koltuğunda oturuyorum mecburen.
1-2 durak sonra muavin eli kan revan icinde yanıma geldi.
“Abi yardim eder misin?”
“Ne oldu?”
“Elimi yaraladım. Yol paralarını ve Akbil kartlarını sen toplar mısın?”
Tabi ben dumur.
Mecburen toplayacağız.

Reklamlar

Kader

Seçimlerimiz yol ayrımlarını, yol ayrımları da kaderi belirler. Belirleyici olan seçimlerimizdir.

Hırsız

Bir ögle yemegi. Muhabbetin tam dibine vurdugumuz sirada
arka masada sandalyesini benim sandalyeme dayayan birisini farketti
yanimda oturan arkadasim. Dayanan sandalye degildi bu farkindaligin
nedeni. “Adam” sanki bir seyden kaçarmis gibi sandalyesini ufak
ufak uzaklastiriyordu. Halbuki O’nu farketmeden hemen önce çok
yakinimdaydi sandalyesi. Biz ne oldugunu anlamaya çalisirken cep
telefonu ile birisini aradi ve konusmaya basladi. Bu arada
arkadasim cüzdanimin nerede oldugunu sordu.Kabanimin cebini kontrol
ettim yerinde yoktu cüzdan. “Yere düsmüs” diyerek yerden egilip
cüzdanimi uzatti arkadasim. Cüzdan koydugum cepten degil diger
cepten düsmüs gibi ters tarafta yerde duruyordu. Içini kontrol
ettigimde eksik bir sey olmadigini ancak kredi kartlarimin
yerlerinin degistigini gördüm.Sanki yerlerinden çikartilmislardi.
Daha sonradan düsündügümüzde olayin büyük ihtimalle söyle gelistigi
kararina vardik: Sahis cüzdani alip içinde kartlari ayirmaya
basladigi anda O’nu farkettik ve O’da cüzdani yere atti. Neyseki bu
olayi kazasiz belasiz atlattik. Sonuç: Siz siz olun cüzdaninizi iç
cebinizden baska yere koymayin ve her zaman tetikte olun, bos
bulunmayin.

Uyuyan Guzel

Serin bir Agustos sabahi, erken bir saat.

Yer Kayisdagi BP Kavsagi.
Yan tarafinda yük ve esya tasinir yazili bir kamyonet.
Kirmizi isikta duran araçlar.
Zamani gelince isiklar yesile döner.
Tüm araçlar ileri atilir.
Bir tanesi hariç.

Bizim yük kamyoneti.
Soför mahalline bakiyorum basi yana düsmüs bir adam.
Korkmayin ölmedi sadece çok yorgun.
Isiklar kirmiziya dönüp aracini durdurdugu yerde uyuyakalmis.
Diger araçlar yanindan akip gittiler.
Yolun ortasinda öylece duruyor.
Aracin yaninda yazan cep telefonunu çeviriyorum,
uyansin ve yoluna devam etsin diye.
Telefonun 3.çalisinda yerinden zipliyor ve nerede olduguna sasiriyor.
Hemen vitese takip gaza basarak oradan uzaklasiyor.

Saka gibi degil mi?
Ama gerçek bir olay bu.
Ya da birisi benimle dalga mi geçti???

Demiryolları ve Türkiye

“Demiryollari refah ve ümran tevlit eder.”

Mustafa Kemal Atatürk

Hiç düsündünüz mü? Bu ülkenin rayli sistemlere/demiryollarina ne kadar ihtiyaci var? Tahmininizden çok fazla ihtiyaci var ancak nedense Atatürk’ün ölümünden sonra kimse O’nun kadar önem vermedi bu konuya.

Demiryolu tasimaciligi Yolcu ve Yük tasimaciligi olarak ikiye ayriliyor.
1-Yolcu tasimaciligi bence günümüzde artik ikiye ayriliyor.
a-Sehiriçi yolcu tasimaciligi ki bu artik hemen hemen bütün büyüksehir belediyelerinin trafik sorununu çözmek için el attigi güçlü bir alternatif.(Sehiriçi Rayli Sistemler: Banliyö Trenleri, Metro, Hafif Metro, Tramvay)

b-Sehirdisi yolcu tasimaciligi ile zaten eskiden beri varolan demiryolu agimizi kastediyorum. (Sehirdisi Demiryollari: Özellikle 1940 yilina kadar hizli bir sekilde yapilan demiryolu agi)

2-Yük tasimaciligi eskiden beri varolan sehirdisi hatlar üzerinden yapiliyor.Demiryollarinin tarihsel gelisimine baktigimizda üç dönemde degerlendirme yapmak mümkün.

1-Cumhuriyet öncesi
2-Cumhuriyet dönemi (1923-1950 Dönemi)
3-1950 sonrasi dönem

Cumhuriyet öncesi dönemde Almanya, Ingiltere ve Fransa’nin ayricalik taninmis sirketleri ülkenin özellikle Bati bölümünde demiryollari insa etmislerdir. Bu dönemde çesitli yabanci sirketler tarafindan insa edilen demiryolu hattinin 4000 km.lik bölümü, Cumhuriyetin ilani ile belirlenen milli sinirlar içinde kalmistir.

Atatürk, Millet Meclisinin 1 Mart 1922 tarihli toplantisinda topluluga söyle hitap etmistir; “Memleketin bütün merkezleri birbirine az zamanda demiryollari ile baglanacaktir.

Genç bir Cumhuriyet olarak Türkiye Cumhuriyeti, içinde bulundugu imkansizliklara, zorluklara ve onca kitliga ragmen, demiryolu yapimi Ikinci Dünya Savasi’na kadar büyük bir hizla sürdürüldü.Ancak öncelikle savas nedeniyle ve bence Ulu Önder’in de aramizdan ayrilmasinin etkisiyle 1940’dan sonra yavasladi.

1923-1950 yillari arasinda yapilan 3.578 km.lik demiryolunun 3.208 km.si, 1940 yilina kadar tamamlanmistir.Cumhuriyet öncesinde demiryollarinin % 70’i Ankara-Konya dogrultusunun batisinda kalirken, Cumhuriyet devrinde yollarin % 78.6’si doguda dösenmis ve günümüz itibari ile bati ve doguda % 46 ve % 54 gibi oransal dagilim elde edilmistir.Iste sorun da 1950 yilindan sonra basliyor.

Karayollarinin adeta altin çagi olan 1950 sonrasi dönemi kendi içinde söyle ayrilabilir:

Ilk Atilim Dönemi (1950-1963)
Planli Atilim Dönemi (1963-1980)
Ulastirma Ana Plani Dönemi (1983-1986)
Otoyollar Dönemi (1986-……)

Ancak bütün planlarda, sanayinin artan tasima taleplerinin yerinde ve zamaninda karsilanabilmesi için demiryollarinda yatirimlara, yeniden düzenlemelere ve modernizasyon çalismalarina agirlik verilmesi öngörülmüs olmasina ragmen hayata geçirilememistir.

Bu politikalarin sonucu olarak, 1950-1980 yillari arasinda yilda sadece ortalama 30 km. yeni hat yapilabilmistir.Demiryolu tasimaciliginin önemi sanirim su istatistikle daha fazla ortaya çikacaktir.

Demiryolunun yük tasimaciligindaki payinin % 30’lara çikarilmasi durumunda; on yillik dönemde yaklasik 1.500 kisinin ölümden, 16.000 kisinin ise yaralanmaktan kurtulacagi hesaplanmistir. Ancak ülkemiz yolcu tasima paylarina bakildiginda, karayolu yolcu tasima payi % 96, demiryolu yolcu tasima payi ise yalnizca % 2’dir.

Karayolu tasimaciliginin devamli artan bir ivmeye sahip olmasinda ülkemizde üretimi yapilan karayolu tasima araçlarinin ve sermaye sahiplerinin de agirliginin oldugunu düsünmek mümkün.Ülkemiz ulasim sistemi içerisinde karayolu-demiryolu yük tasima paylarina bakildiginda ise karayolu yük tasima orani % 94, demiryolu yük tasima payi ise % 4’dür.

Sonsöz;
10.Yil marsinin sözlerinin bir bölümünü hatirlayalim:
Basta bütün dünyanin saydigi baskumandan
Demiraglarla ördük anayurdu dört bastani

Yani bu dizelerden de anlamak mümkün ki;Hiçbir hükümet demiryolunun önemini Ulu önder gibi anlayamadigi (anlamak istemedigi ya da karayolu tasitlari üreticilerine bir sekilde bagli olduklari) için ülkenin ulastirma sorunu bu kadar kötü bir durumda.

Kaynakça: T.C.D.D. web sitesi Tarihçe bölümü.

Kurtuluş Savası ve Turk Sineması

Amerikan sinemasina söyle bir bakildiginda Amerikan Iç savasiyla ilgili yüzlerce filmin yapildigini görüyoruz. Ancak Kurtulus savasimizla ilgili yapilmis kaç tane film vardir sizce?

Bir tarafta, kendi iç savaslariyla ilgili yüzlerce hikaye yazip bunlari prodüksiyona çevirmis bir ülke diger tarafta ise vatani baska ülkelerin kurdugu itilaf güçlerinin isgaline ugramis ancak buna basegmemis ve destanlar yazmis bir ülke ve destan yazan evlatlari.

Sizce de bu destani her yönüyle inceleyip çesitli senaryolar yazarak tüm dünyaya sinema filmleri yaparak duyurmamiz gerekmez mi?

Zaman Yiyenler

“Kaleci yavas hareketlerle topu dikti. Hakem saatine
bakiyor ve maç bitti.” Kalecilerden, özellikle de deplasman takimi
kalecilerinden hiç haz etmem. Neden mi? Futbol oyununu yavaslatmak
için ellerinden geleni yaparlar da ondan. Ve hakemlerin neredeyse
tamami (bu yasima kadar aksini görmedim) kalecilerin bu konudaki en
büyük destekçileridir. Ben hakem olsaydim herhalde çogu maçimda
kaleciler ilk yarinin sonunu göremezlerdi. International Board bu
konuda ne düsünür bilemem ama futbol oyununun en ciddi
sorunlarindan biri zamani bosa harcayan kalecilerdir.